Güzel!nden - Şükela

Güzel!nden - Şükela Genellikle sözlüklerde beğendiğim entryler. Okuduklarım - Begendiklerim... Film replikleri
- Not
Başlıklara tıkladığınızda metnin alındığı sitelere yönlendirilirsiniz.

ah be muhsin ünlü..

"sen varken ona mı yalvaracağım! o da beni sevsin rabbim, bunu ancak sen yaparsın! amin.."

Reblogged from hazirayagakalkmisken

(Kaynak: amerikanoyunlari-bunlar)

Aşk

ne menem bir şey olduğunu merak edenlere charles bukowski'den gelsin:

'tam göğsünün ortasında bir yerin acıyacak…evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin… sokağa fırlayacaksın…sokaklar da dar gelecek…tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi… ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü…kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan …da kaybolacak kadar küçüleceksin.. birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan…”önemli olan sağlık.”

"yaşamak güzel." "boş ver, her şey unutulur."sen hiçbirini duymayacaksın… göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin… ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadarçok seveceksin

hep ondan bahsetmek isteyeceksin…”ölüme çare bulundu” ya da “yarın kıyamet kopacakmış” deselerbaşını kaldırıp ne dedin?” diye sormayacaksın…yalnız kalmak isteyeceksin…hem de kalabalıkların arasında kaybolmak… ikisi de yetmeyecek…

geçmişi düşüneceksin…neredeyse dakika dakika…ama kötüleri atlayarak…onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin… gittiğin yerlere gitmek… bu sana hiç iyi gelmeyecek…ama bile bile yapacaksın… biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın… aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için direneceksin… hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin….aksini iddia edenlerden nefret edeceksin… herkesi ona benzetip…kimseyi onun yerine koyamayacaksın…hiçbir şey oyalamayacak seni…ilaçlara sığınacaksın… birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan.sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren… bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek…

boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin…uyumak zor, uyanmak kolay olacak… sabahı iple çekeceksin…bazen de “hiç güneş doğmasa” diyeceksin…ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler… ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin…belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin.

nafile…düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin… her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin… telefonun çalmasını bekleyeceksin… aramayacağını bile bile…her çaldığında yüreğin ağzına gelecek…ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla… yüreğin burkulacak…canın yanacak…bir daha sevmemeye yemin edeceksin… hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden…onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın…

defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret edeceksin… yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin…onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek… ama bir umut…onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu…bu umut seni gitmekten alıkoyacak… gel gitler içinde yaşayacaksın…buna yaşamak denirse…

razı mısın bütün bunlara? hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye? o halde aşık olabilirsin …’

armudunsapi - #21009312

Kısa Saçlı Kızlar

Üzerinde alanya belediyesi yazan bir bankta oturuyorum. hafif yağmur yağıyor, 2003’e girmemize iki hafta kadar bir süre kalmış. kayalıklardan seken dalga suları ayaklarıma kadar ulaşıyor. dersaneden son iki saati büküp kaçmışım. zaten üniversite okumaya niyetim yok, istemiyorum. babama da defalarca söylememe rağmen onun rütbe üstünlüğüne lafım geçmiyor. oysa biz her şeyi düşünmüştük, okul bitince hilmi’yle turistlere yönelik hediyelik eşya dükkanı açıp, gittikçe işi büyütecektik. oradan otel, oradan da tatil köyüne kadar varacaktık. dükkanı bile bulmuşuz, sahibiyle konuşmuşuz ama babamdan açma ruhsatı alamıyoruz. geleceğime yön veremiyorum ama ne olduğunu bilmediğim geleceğim beni kafasına göre yönlendiriyor. 

Saate bakıyorum, nerede kaldı lan bu diyorum. derse girmeyeceğini söylemişti kaçamadı mı acaba diyorum. cebimden 5110’u çıkarıp mesaj atıyorum, dersteyim diyor. hırslı birisi herhalde diyorum dersanenin sınavlarında adını hep ilk sıralarda görmemi de referans alarak. kesin tıp kazanır, doktor olur kendisi gibi doktor birini bulur yaşlanır gider diyorum içimden. ”sen ne sikimsin olum peki? sen ne sike derman olursun, denemelere bile girmiyorsun girdiğin denemelerde de adına kara murat, malkoç oğlu yazıp geyik yapmaktan başka bi sonuç alamıyorsun” diye geçiriyorum aklımdan. içimde zerre hayat hırsı yok. cebimdeki paranın değeri o geceki içki masrafımı karşılama derecesi kadar önemli. ne kariyer hedefim var ne hayat hırsım. tek isteğim kendi dükkanımı açıp, aile mesleği esnaflığa devam etmek. zaten okumak istemiyorum, nasılsa babamı ikna ederim diyorum ama her seferinde ”boşuna mı okuttuk seni özel okulda” diyor. ”ben mi istedim erkek lisesinde yatılı okumayı, siz gönderdiniz” diyorum. sonuç, genelde benim nankör olduğuma çıkıyor. 

Yağmur şiddetini arttırıyor. kalkamıyorum banktan. etrafta kimseler yok. yaz aylarında her metresinde bir insanın olduğu şehirde kışları hayvanlar gezinir. insan iklimi; yaz aylarında kalabalık ve boğuk, kış aylarında seyrek ve rahattır. kayalıklardan seken dalgalar yüzüme kadar ulaştı. hala ortalarda yok. 5110’a davranıyorum yine. çıktım geliyorum cevabı geliyor. ”ulan ya olmazsa dükkan işi, o zaman nasıl bakarsın lan pederin yüzüne, zamanında ben sana oku dediğimde esnaf olacam demiştin al sana esnaflık derse” diye geçiriyorum aklımdan. ”bak 5110’un öteki ucundaki insan, her denemede efsane puan alıyor. garanti kazanır iyi bir yerler. kazanıp gidince sen ne bok yiycen olum alanya’da” diye düşünüp moralimi bozuyorum. sigara yakacam ama yağmur izin vermiyor. o da sigara içmemden hoşlanmıyor. yağmuru seviyorum onunla aynı fikirde olduğu için.

Uzaktan, şemsiyesinin altında tanrının boş zamanına denk geldiği her halinden belli olan bir kız geliyor. kısacık saçlarının dağınık güzelliği aklımı alıyor her görüşümde. vücudumda neredeyse kuru yer kalmamış. ayağa kalkınca kıyafetlerimden yere doğru akarsu kolları oluşuyor. ”neden girmedin yine derse kazanamayacaksın üniversiteyi, ayrı kalcaz bunu mu istiyorsun” diyerek selamlıyor beni. ”ayrılmayız. ben bırakmam seni, ayrılırsak ıslanırım ben bak ıslanıyorum şu an ayrı olduğumuz için” deyince şemsiyenin bir kısmını bana tahsis ediyor hemen. ıslak yüzümü montunun kollarıyla silerken yürüyoruz beraber sahilde. benim derslere girmedikçe azalan üniversiteyi kazanma ihtimalim ileride çok daha büyük sorunlara dönüşüyor ve kopuyoruz.

Şu anda beni bir masa ve bilgisayar ekranına mahkum eden üniversiteden, daha kapısını görmeden büyük bir kazık yiyorum. istemediğim gibi geçen her günümün bir gün hesap soracağını bilerek yaşamak, ara sıra içimi acıtıyor.

Şu an doktor olan eski sevgilim
Şu an esnaf olan eski bir arkadaşımla bu haftasonu evleniyor.

hanrgale  -  #19823507

Reblogged from mr-moai

(Kaynak: xrii)

Yaran Ayarlar

Geçen sene kuzenimin dersane öğretmeniyle eniştem arasında geçen dialog;

 - Oğlunuzun deneme sonuçları çok kötü, sanırım kapasitesi ancak bu kadar, başka alanlara yönlendirseniz iyi olur

 - Problem değil hocam, mühendis olması şart değil, en kötü ihtimalle öğretmen olur..

 delaki - #5129767

Reblogged from slymncln

Sevgilin olacak kişi, her şeyden önce en yakın arkadaşlarından biri olmalı

selcandy:

Dillere düştü, klişe oldu şu "Sevgilin olacak kişi, her şeyden önce en yakın arkadaşlarından biri olmalı" mevzusu ama o kadar gerçek ve güzel ki.. Bu türden bir ilişkiyi temeline oturttuğunuzda ister istemez sevgilisinden sır saklayabilen, bir şeyleri sevgilisine anlatmadan geçtiği için sonradan sorun yaşayabilen çiftlerden biri olmuyorsunuz. Çünkü en yakın arkadaşınıza her şeyi yetiştirir gibi, olanı biteni ona anlatmadan duramıyorsunuz. Yeri geliyor, oturup dedikodu yapıyorsunuz ki bu da onun diğer insanlar hakkında ne düşündüğünü gözler önüne sererek bu düşüncelerden kendinize pay çıkarmanızı ve davranışlarınızı bu paylara göre kontrol altında tutmanızı sağlıyor. Yeri geliyor, ailenin en içinde olanı biteni bile anlatıyorsunuz ki o da sizin doğal ortamınızı gayet iyi bildiği için bazı konularda gereken anlayışı göstermiş oluyor, falan. Bilemiyorum, ben ona 7,5 aydır kaç defa hayatında ilk kez duyduğu isimler hakkında dert yandım, o da beni hiçbir fikri olmadığı halde avuttu ya da kaç defa bir arkadaşıma olan sinirimi ondan çıkarttım, o da bana “Neye sinirli olduğunu bildiğim için anladım ben zaten aslında bana kızmadığını” dedi.. Aynı zamanda kendisiyle, gün içinde arkadaşlarınızla yaptığınız her türlü aktiviteyi yapabilme esnekliğiniz olduğu için sıkılmıyorsunuz da.. Benim onun odasında Youtube’un komik video önerilerine takılıp saatlerce anıra anıra, gülerken ne kadar çirkin olduğumu önemsemeden kahkaha attığım zamanlar da oldu, Chelsea maçının ortasında “Offffff şu Azpilicueta da amma taş!” deyip bu fikrimi bir arkadaşıma söylemişim gibi bir tepki aldığım da.. Ne bileyim, sanmıyorum ki onun hayatında kendisini dakikalarca kabin önünde bekleyip giysi denemesine katlanacak erkek arkadaşları olsun ya da benim hayatımda Tekken’de kendisine bir kere bile vuramadan gücümü tükettiği için küfür & tekme daldığımda sırıtarak üzerime gelmeye devam edebilecek kız arkadaşlarım olsun.. Bu başka bişey. Bunu yaşayın..

"

"Yavaş yavaş ölüyoruz" dedi kaplumbağa. "Haklısın" dedi kelebek, "ne uzun bir gün."

"

Reblogged from turkahvesi

Nafer Ermiş

(via turkahvesi)

Reblogged from gthegentleman

(Kaynak: leaseydoux)

ali cengiz oyunu

"Türkiye’ye divan edebiyatını sevdiren adam" olarak nam salmış iskender pala'nın iki dirhem bir çekirdek adlı, deyimlerin çıkış noktalarını, hikayelerini anlattığı zevkli kitabında okuduk ki, “ali cengiz oyunu” tabiri bir halk hikayesinden mirasmış bize. şöyle ki:

Vakt-i zamanında alemlerde büyü ilimlerinin şahı; görünmez olmaktan kayıp eşyaları bulmaya, kılık değiştirmekten müneccimliğe kadar zengin bir sihir repertuarına sahip bir adam varmış. bu adam, hem kendini eğlendirmek, hem de halkı şaşırtmak adına kılıktan kılığa girer, ve bu yeteneğini şahsi menfaatleri için kullanmaktan da hiç çekinmezmiş. misal, karısına “bahçede bir keçi var, pazara git de onu sat” der, sonra keçi kılığına girip satılır, ardından da evine geri dönermiş.

Bu sevimsiz adamın bir başka özelliği de isteyen herkese sırlarını öğretmesiymiş. lakin, her kime bir şey öğrettiyse ona bir oyun eder ve bir şekilde öldürürmüş onu. sözgelimi, öğrettiği insan kanaryaya dönüşse o atmaca olup boğar; ağaç olsa ateş olup yakarmış onu. adam hakkındaki ardı arkası kesilmez şikayetlerden illallah diyen devrin padişahı en sonunda kendi huzurunda bu sihirbazı mat edecek olan kişiye kızını vermeyi vaad etmiş.
herkes kaçınırken bu ateşle imtihandan, ali cengiz adlı fakir bir derviş çıkmış sahneye, talip olmuş göreve. ve sihirbazdan ders görmeye başlamış. tüm dersler boyunca alık, kapasitesiz, anlamıyor taklidi yapıyor; bir şey öğrendiğini hiçbir surette belli etmiyormuş lakin ali cengiz. onu kolay lokma sanan sihirbaz da bildiği her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatmakta sakınca görmemiş.

Yapraklar düşmüş, mevsimler dönmüş, padişahın huzurunda sınav vakti gelip çatmış. bir cuma selamlığının ardından başlamış şov: ali cengiz meydana bir koç kılığında teşrif etmiş. bunu gören sihirbaz ise derhal bir kurt olmuş. suya dönüşüp kurdu boğmaya yeltenince ali cengiz, sihirbaz bu sefer de ateşe dönüşüvermiş. böyle bir müddet birbirlerini alt edemeden kılıktan kılığa girip çıkmış ikili. sonunda bir çiçek olup padişahın kucağına atmış kendini ali cengiz. sihirbaz balarısına dönüşerek kontratağa geçmiş. ali cengiz ise darıya dönüşüp yerlere yayılmış bunun üzerine. sihirbaz tavuk kılığına girip darıları yemeye başlamaz mı.. işte tam bu noktada, darıları yerken tavuk, ali cengiz bir tilki olup arkadan boğuvermiş tavuğu, mevta olmuş tavuk.

Ne olmuş? sihirbazın cenazesinin kalktığı gün, ali cengiz ve padişahın kızının da kırk gün kırk gece sürecek olan düğün şenlikleri başlamış. artık ali cengiz’in sol elinin iki parmağı eksikmiş gerçi (tavuğun yediği birkaç darı tanesini hatırlayalım), ama bu mutluluklarına engel olmamış.
ve işte ali cengiz’in adı da hileyle, bitip tükenmez dalavereyle özdeşleşmiş o nişan-nikah-düğün birarada günden beri..

(ve teşekkürler eyco) (lacrima, 11.11.2001 13:38)

Facebook'tan Öğrenilenler

*Lisede, üniversitede voleybol, basketbol gibi sporlarla ilgilenen, okul takımının göz bebeği olan, milletin hayran olduğu fıstık kızlar ve taş çocukların ilerde dombili formuna bürünebileceği, göt göbek salabileceği, tanınmaz hale gelebileceği,

*Lisede, üniversitede derslerden başka bi bokla ilgilenmeyen, milletin gıcık olduğu gözlüklü, şişko, inek tiplerin fıstık ablalara ve fit adamlara dönüşebileceği, tanınmaz hale gelebileceği,

*Günlük hayatta gayet cool, mesafeli, resmi modda takılan insanların aslında ne kadar da cıvık olabileceği,

*Gerçek hayatta gayet oturaklı, karı kız aşk meşk için karizmasını çizdirmeyen biri gibi görünen adamların aslında ne kadar da arabesk ve sevgi pıtırcığı modunda takılabileceği,

*Eğitim cehaleti alır eşeklik baki kalır lafının doğru olduğu, eğitimi kariyeri yerinde tiplerin gayet kıro paylaşımlar ve klişe kişisel iletiler yardırabileceği,

*Gerçek hayatta sizinle konuşurken “hayat çok boktan, yalnızım, mutsuzum” şeklinde bunalım yüzünü gösteren insanların aslında gayet laylay bir hayat sürdüğü, 37465 kişilik arkadaş grubuyla mütemadiyen gezip tozduğu, 

*Gerçek hayatta sizinle konuşurken “o kadar yoğun çalışmak zorundayım ki x senedir istanbul dışına çıkamadım, tatil yüzü görmedim” diye acındırma ayaklarına yatan tiplerin yazı honolulu’da, kışı avusturya alpleri’nde geçirmiş, sayfa sayfa albüm derlemiş olduğu,

*Gerçek hayatta sizinle konuşurken “para yok, zavallıyız biz, sürünüyoruz” bunalımında takılan, miras için gırtlağınıza sarılan akrabaların aslında gayet sosyetik bir yaşam sürdüğü, çocuklarını en kodaman okullarda zevk-ü sefa içinde büyüttüğü,

*Yalancının mumunun yatsıya kadar bile dayanmadığı,

*Sanal hayatta tam gizlilik diye bir şey olmadığı, aramaya inananın duvarı bile delebileceği…

pandayavrusu - http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=25725293 

Türk Erkeklerindeki En Yaygın Psikolojik Sorun

-gülümsedi galiba verecek.
-dünyanın merkezi benim pipim.
-her sevgilim benimle sevişsin karım bakire olsun.
-o kız zaten kaşardı
-benimle sevişmeyen kadında kesin bi sorun vardır
-zaten trip atmıyo o zaman ben onun ağzına sıçayım.
-trip atınca yola geleyim.
-ben çok zekiyim yediğim bokları kimse anlamaz.
-trip attı terk edeyim.
-beni ıssız adamım.
-kadın bana muhtaç olsun çok güçlü olursa hayatını burnundan getireyim nasıl olsa güçlü o altından kalkar.
-ilk adımı o attı eyvah kız oruspu.

-dur şuraya bi balgam atayım.

belirtilerden 3 tanesi varsa götünüze şemsiye sokunuz.

tanım:türkiyede yaşayan erkeklerin büyük kısmında bulunan psikolojik rahatsızlıklardır

 - @11999466

Yurtdışında Yaşanan Dumur OLaylar

Edinburgh’da gecenin ilerleyen saatlerinde iki arkadaş eve doğru yürümekte ve ingiltere ile türkiye’nin kıyaslamasını yapmaktadırlar.

romica: yani tamam da, sen burada hiç korna çalan şoför gördün mü?
cansu: e görmedim ama…
romica: kırmızı ışık yeşile dönünce öndeki ışık hızıyla hareket etmediği için kornaya abananı? öndeki arabadakinin “ne diyon sen lan!!!” hareketi yaptığını?
cansu: tamam bunlar yok ama…
romica: bunu gören arkadaki şoförün aracından indiğini gördün mü hiç? böyle boktan bir olay yüzünden kavga çıktığını, çevredekilerin de sinema izlermiş edasıyla olayı izlediğini???

Tam o esnada ışıklara gelinmiştir. yeşil yandığında en öndeki araba anında hareket etmeyince arkadaki aracın sürücüsü kornaya abanır, öndeki araçtan kolunu “ne diyon lan!!!” edası ile çıkarır, arkadaki el frenini çeker ve dışarıya çıkar, öndeki de çıkar bağırışmaya başlarlar, biri türkçe küfür eder, diğeri gülmeye başlar. evet, kavga eden iki türktür, öküzün trene baktığı gibi onların kavgasını izleyen diğer iki kişi de öyle…