Güzel!nden - Şükela

Güzel!nden - Şükela Genellikle sözlüklerde beğendiğim entryler. Okuduklarım - Begendiklerim... Film replikleri
- Not
Başlıklara tıkladığınızda metnin alındığı sitelere yönlendirilirsiniz.

Hatunu Bir Süre Kullanp Sonra Siktir Etmek

Bedene tapan insanların yaptığı şey.

Düşünceleri, umutları, hayalleri olan bir kıza sırf kendi zevklerinizi tatmin etmek için, bedenini çekici buluyorsunuz diye yaklaşmayın. hayvansınız anlıyoruz da karşısınızdaki sizin kadar hayvanlaşmamış olabilir. kırılır…

Yazan:  (www.itusozluk.com)

İlişkide Özel Alan Sahibi Olmak

Doğruluğunu yaşayarak öğrendiğim önermedir.

Hemen olmaz öyle şey; boynuz, aldatmak, güvensizlik gibi saçma düşüncelere girmeden dinleyin.
gerçek bir hikayedir.

Yıl 2004…

ilk görüşte aşk denilen şey gerçekse eğer öyle oldu. kalbim durdu, dünya durdu. 6 yıl hayatım durdu.
ilk gece beni eve bıraktığında sabahı zor ettim, ertesi gün onu görmek için ve sonraki gün ve sonraki… annemlerinde tatilde olmasına fırsat zamansız, saatsiz günler birbirini kovaladı. annemler geldikten sonra, benim evime yakın olsun, akşamları yolda vakit kaybetmeyelim diye benim evime yakın ev tuttu ve annesinin yanından taşındı. bir anahtar da bendeydi elbet. eve hiçbirşey almadan evvel benim çalışma masamı aldı, istediğin zamanlar gel kafanı dinle, çizim yap dedi. günler günleri kovalamaya başladı. mutluluk sarhoşu biz her an’ı beraber geçirir olduk. 10 dk. sonra babamın evinde olabildiğim bir dünyam vardı onunla. biliyordum ki yakınımda nefes alıyordu. o ilişkinin başında yetmez daha daha durumlarının hepsini yaşadık. 

Ben bütün erkek arkadaşlarımla diyaloglarımı kestim (yanlış anlamayın ex sevgili filan demiyorum, normal arkadaş). telefon numaranı değiştirelim dedi, hay hay dedim. mail adreslerimiz değişti. birbirimizde hepsinin şifresi vardı. ne kadar şeffaf olunursa o kadar şeffaftık. sabah işe gidince bazen benim msjlarımı-maillerimi okur; “sana şurdan birşey gelmiş bak tatlım önemli olabilir” derdi. bende “tamam bakarım sonra” derdim.
ikimizde iyi kazanıyorduk, senin benim param mevzusu olmazdı. sonra seyahatler, tatiller… 
herşeyimiz ortaktı. canımız bile.

Bir yıl çok grip oldum. ateşim günlerce 40 dereceden düşmeyince penisilin iğnesine başladık. benim bakımımı kimselere bırakmadı. bir gün cayır cayır yanarken buz gibi su dolu küvete koydu beni, öyle şefkatle bakıyordu ki. sen bana böyle bak diye ben bir daha hasta olsam dedim. 
basit bir burun ameliyatı oldum, ortalığı birbirine kattı günlerce. 
onun migreni vardı, burnu kanayınca panik olurdum. ağrısı geçene kadar etrafında sinek uçurtmazdım. 

Bas gitaristti. bütün konserlere onunla gideyim isterdi hatta stüdyo provalarına. progresivve rock çok da bayıldığım bir müzik değildi ama onunla muhtelif tüm rock konserlerine bir damla sızlanmadan gittim (yurtdışı da dahil) çünkü o seviyordu. ben de orada olunca kendini mutlu hissediyordu. manowar konserinde yedikule zindanları bana zindan olmuştu gerçekten. ayaklarım yorgunluktan sızlamıştı, yağmur başlayınca kısacık şortla üşüyerek ortada kalakalmıştım ama öyle mutluydu ki sabahtan gece 1’e kadar gık demeden durdum.
o da benimle bütün sergi açılışlarına gelirdi, işimle oldukça yakından ilgilenirdi. ders verdiğim vakıftan 5 yıl boyunca her hafta sonu beni çıkışta almaya geldi.

Askere gitti. hayatta asker beklemem derdim. o kendini rahat hissetsin diye neredeyse evden bile çıkmadım. o yıl komple kayıp. 

Bir insana ne kadar ait olunursa oldum, bir insan sana ne kadar ait olursa oldu. 

6 yıl tek bir kavgasız geçti. şaka değil, bir küfür bile olmadı aramızda. saygısız bir konuşma, gurur kıracak bir ima. yanına canım eklemediği bir tek sıfatla seslenmedi bana. bir gün kuru kuruya adımı almadı ağzına.

Daha saysam sayfalar sürecek incelikler … 
kulağa ne kadar tatlı, ne rüya gibi geliyor hepsi dimi?
öyle, bende bir rüyadaydım çünkü bende diyorum ama ben değildim o.

6 yıl sonra bir akşam, birbirimizin herşeyini bildiğimizi düşünürken bana anlatamadığı bir sıkıntı yüzünden kavga ettik. ilk ve tek kez. son kez…

Bitti…
bir tek kavgayla. 
o gece bana sadece adımla seslendi. sıfatsız, eksiz. kuru kuruya.
fırtınalar koptu, 6 yıl bir bardak su da boğuldu.
o gece hiç ağlamadım. 1 yıl neredeyse hiç ağlamadım. 
sonra kendimi kaybettiğimi farkettiğimde döküldü içim. ama ne ağlamak, ciğerlerim yerlere serildi. kör oldum, sağır oldum. nefessiz kaldım.

Bir hafta görüşmedik. bir hafta sonunda oturduk konuştuk, tekrar evde buluştuk. o gece uyurken birbirimize sırtımızı döndük ve birbirimize değmemek için bir çaba sarfederek son defa uyuduk.

ilk görüşte aşk, ilk kavgayla bitti.

Şimdi…

Farkettim ki biz ilişki içinde birey olmayı öylesine unutmuşuz ki; bu kadar sağlıklı, bu kadar mutlu görünen bir ilişki bir kavgaya dayanamadı. aslında konuştuğumuzu sanıyorduk ama belki de hiç konuşmadık. güveniyorduk birbirimize ama zaten hep dip dibeydik. halbuki o konserine ben sergime gitsek sonra oturup birbirimize anlatacağımız başka heyecanlarımız olsaydı. kendimize ait alanlar yaratsaydık…

Ben 6 yıl arkadaşlarımdan, özel zevklerimden arındım, uzaklaştım. bir sürü şeyi yapmaktan vazgeçtim. ama onun yapmasına hiç engel olmadım. bu adalet değilmiş, bu sağlıklı değilmiş. keşke arada kavga etseydik “ben” diye bağırsaydık da kim olduğumuzu hatırlasaydık. 

Yapabilirliklerimi bilmediğim bir dönemdi. ya ayrılmadan kaybetseydim onu. ya bunları farketmeden bir ölüm alsaydı onu. öylece beceriksiz mi kalakalacaktım hayatın ortasında? elsiz, kolsuz gibi.

Hep şu örneği veririm, tuvalet insanın özel alanıdır ve kapı deliğinden gizlice bakarsanız; istemediğiniz manzaralar ile karşılaşır insanın şeyini elinde bile görürsünüz.

Güvenmek böyle birşey değil. bir ilişki de ne kadar kendin olabilirsen, kendin kalabilirsen karşındakini de o derece besliyorsun. huzur denilen duygu bununla geliyor aslında.
güven; onun ağzından ne çıkarsa ona gönüllü inanmak. aksi taktirde huzursuz düşünceler kemirir içinizi.

Önce kendinden emin olmalısın, kendi durduğun yerden.

Ben sonrasında kendimi bulmak için bir yolculuğa çıktım, önce içimde sonra başka bir ülkede. keşfettiğim her nüansta içimdeki ondan bir yaprak kopartarak azalttım ve sonunda kendimi buldum. ondan eser kalmadı.

Şimdi bir sürü uğraştığım hobim, yapmaktan zevk aldığım şeyler var.
yıllarca dans etmek istedim, o hiç sevmezdi diye başlamadım. şimdi dans ediyorum.
yıllarca bir sürü hikaye yazdım, sevmezdi okumayı. kalemi kağıdı bırakmıştım. şimdi blogum var paylaştığım.
şiir hiç sevmezdi; şiir kitapları alıyorum bir sürü.
saçlarımı istediğim gibi kestiriyorum.
v.s. v.s. v.s.

Çünkü bunların hepsini ben kendim istediğim ve sevdiğim için yapıyorum.şimdi beni ilişkilerimde boyun eğmez biri sanıyorlar. halbuki sevebilme gücümü biliyorum ama sadece artık kendimi de tanıyorum ve beni ben olduğum için zevklerimle kabul edecek ve saygı duyacak birine eğilmek istiyorum.

Bunları farketmem 4 yılımı aldı. etti mi 10 yıl.
insan hayatından giden koca bir 10 yıl.

Önce kendinizi bilin, kendinizle mutlu olun. emin olun yolunuza çıkan kişi de yolculuğunuza severek katılacak o zaman.

Yazan:  (www.itusozluk.com)

mesutbahtiyarolacak:

-   Güya oda beni sevmiş Olric. 
-   Öyle söylemişti Efendimiz. 
-   Yalanmış Olric. 
-   O yalan söylemedi ki efendimiz, siz ona inandınız…

—Oğuz Atay / Tutunamayanlar

Reblogged from mesutbahtiyarolacak

mesutbahtiyarolacak:

-   Güya oda beni sevmiş Olric. 
-   Öyle söylemişti Efendimiz. 
-   Yalanmış Olric. 
-   O yalan söylemedi ki efendimiz, siz ona inandınız…



—Oğuz Atay / Tutunamayanlar

Reblogged from sarigozluklupollyanna

(Kaynak: erospu)

"Kelimelere herkes kendine göre bir anlam, bir değer veriyor galiba. Bu değerler aynı olmadıkça iki kişi ayrı dili konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?"

Reblogged from selcandy

Yusuf Atılgan (via selcandy)

"- Biliyor musun Hobbit?
- Neyi?
- Yanılgılarımızın çoğu, düşüneceğimiz yerde duygulanmak ve duygulanacağımız yerde düşünmekten doğar.
Ve yanağımı öpüyor.
- Bir gözlük almalısın Geronimo.
- Neden?
- Her defasında dudaklarımı ıskalıyorsun."

Reblogged from selcandy

Murat Menteş [Dublörün Dilemması] (via selcandy)

Boyacı Çocuğun Verdiği insanlık Dersi

Bugün işten çıktım uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımla bir cafeye gittik açıkta bir yerdi cihangirde…
neyse soğuk birşeyler söyledik içiyoruz bir yandan da sohbet muhabbet…

Bizle ilgilenen kız bir iyi bir iyi anlatamam.. alımlı bişi de gülüyor, eğleniyor arkadaşları ile şakalaşıyor. keyfi yerinde yani…. 10 dakika sonra 10 max 12 yaşlarında eli ayağı anladığım kadarı ile ayakkabı boyası olan masum mu masum bir çocuk geliyor.. 

Utana sıkıla oturuyor yanımızdaki masaya….

O biraz önce eğlenen kızın yüzü düşüyor birden gülümseme yerini tavırlı bir surata bırakıyor.. 
çocuga hoşğeldin demesi gerekirken” ne var” diyerek yüksek bir tonla soruyor sorusunu..

Çocuk mahcup bir şekilde abla tatlı ne kadar diye soruyor kız 5 tl diye kesin ve net bir cevap verince.. çocuk elini cebine atıp parasını sayıyor. gene sıkıla sıkıla peki dondurma ne kadar abla diyor. 
kız ” 3.5 tl ne oldu ” diyor. çocuk peki ben bi dondurma alim abla diyerek kafasını öne egiyor..

Kısa bir süre sonra kız getiriyor dondurmayı masaya koyarken sanki çocuğun kafasına vurucak külahı al diyor…

Ama çocuk gülerek sağol abla diyor öyle bir içten gülme ki şimdi anlıyorum anlamını..

Neyse arkadaşım birşeyler soruyor çocukta bu sırada dondurmasını yiyor.. elini cebine attığında fark ediyorum kalkıcağını. bakıyorum sessizce ona.. elindeki bozukları çıkartıp masanın üstüne koyuyor.. sonra cebine tekrardan elini attığında arkadaş gene birşey soruyor..

Göremiyorum çocuğun ne çıkardığını masadan kalkıp başı önünde gidiyor..

Kız geliyor birazdan masadaki bozuk paraları sayarken yanlıs vermiş salak diye söyleniyor. birde masada olmayan bir kağıt parçasını buruşturuyor elinin içinde. 
o an merak ediyorum o kağıt ne idi acaba diye kızdan kağıdı istiyorum.. şaşırıyor ilk bunumu diye.. evet diyince buyrun diyip uzatıyor kağıdı…

Buruşan kağıdı yırtmamak için yavaşca açıyorum kızda merak ediyor bu sırada, açmamı bekliyor kağıdı.. ve kağıtta:

” abla kusura bakma başka param yoktu fazla bahşiş bırakamadım.. seni yorduğum için özür dilerim 5 tlm vardı” yazıp birde özür dilemiş….

Şimdi eve geldim bunu yazıyorum ama hala ağlıyorum ne yalan söyliyim.. keşke o çocuğu bulsam da cebimdeki paranın hepsi ile tatlı alabilsem.. adam yerine konmadığı bir yerdeki insanlık dersimi koyan, çocuğun sırf görevini yapan birine mahcup olmamak için istediği şeyi yemek yerine bir alt şeyi istemesimi koyan bilemedim…

Ve bir daha anladımki, boyacı insan fakir insan zengin insan yok:

Sadece ” iyi insan ve kötü insan var”..                                                       rantana  - #36779726

Devlet Dairesi

Annem de babam da çay bağımlısı. ben de hiç sevmem, lazım olunca içerim sadece. bunları da bi türlü anlamam, duramıyorlar çaysız, “çay demlenmedi mi, demlenmediyse niye demlenmedi, çay demlenmesinden daha önemli bi iş mi vardı da demlenmedi o çay?” şeklinde tartışmalar çıkıyor.


Geçenlerde babamla babamın emekli olduğu devlet dairesine gittik bi işimiz var 60-70 imza atıp dönecez. (devlet dairesi olum. bunlar sıradan şeyler.) dönecektik, en azından ben öyle zannediyorum. babamın da eski çalıştığı yer olduğu için binadaki herkesi tanıyor. her odaya dalmaya başlıyoruz sağa ve sola selamlar veriyoruz. bi odaya daldık 2 kişi var:

-abi hoşgeldin ne içersin
+çay. (şaşırmadık)

Çaylar geldi, ben de içtim. buraya kadar her şey normal. çaylar bitti boş bardakları aldı götürdü çaycı. oturuyoruz hala. başka bi adam daldı odaya:

-abi hoşgeldin
+ooo hoşbulduk nasılsın
-iyiyim abi sağ ol. merhaba delikanlı.
+bu da benim küçük oğlan
-evet :)
(bi anda irkilir, kendinden geçer adam)
-abi yoksa çay söylemediler mi size???

Yok böyle bi dehşet ifadesi. “söylediler içtik” deyince önce bi rahatlama geldi sonra “bi tane daha için” diye tutturdu. dedim ki heralde bu adam deli, genelleme yapmadım. o odadan çıktık başka bir odaya girdik:

-hasan’cım biz geldik
+ooo abi hoşgeldiniz
-ismail’lere de uğradık eski dostlarımızı ziyarete geldik
+çay içtiniz mi abi orda? (ulan içtik. tanrılar şahidimiz olsun ki, kutsal kitaplar aşkına içtik)
-içtik sağol. 
+ben de söyleyeyim bi tane
-yok yok yeter.

Bu dakikadan itibaren iş konuşmaya başladı babam. ama adam bariz dinlemiyor bizimkini. kafa çayda kaldı çünkü. her yerde içti bende niye içmiyor tribine girdi. babam buna bir sürü teknik şey anlattı kafayı sallayıp sallayıp en son şöyle dedi:

+evet abi hallederiz onları kolay. sen ben hasan’ın çayını içmeyeceğim diyosun yani?

Babamın suratına baktım. tek bi hareketiyle adamın boynunu kırmaya hazırdım. vermedi o sinyali. hoşuna gitti onun da. içmedik orda çayı, bi odaya gittik imzaları orda atacağız. 20-30 tane imza atmışken çaycı geldi, iki tane çay bıraktı gitti. onu da içtik anasını satıyım. imzaları bitirdik tekrar o adamın odasına gittik:

Annem de babam da çay bağımlısı. ben de hiç sevmem, lazım olunca içerim sadece. bunları da bi türlü anlamam, duramıyorlar çaysız, “çay demlenmedi mi, demlenmediyse niye demlenmedi, çay demlenmesinden daha önemli bi iş mi vardı da demlenmedi o çay?” şeklinde tartışmalar çıkıyor.

Geçenlerde babamla babamın emekli olduğu devlet dairesine gittik bi işimiz var 60-70 imza atıp dönecez. (devlet dairesi olum. bunlar sıradan şeyler.) dönecektik, en azından ben öyle zannediyorum. babamın da eski çalıştığı yer olduğu için binadaki herkesi tanıyor. her odaya dalmaya başlıyoruz sağa ve sola selamlar veriyoruz. bi odaya daldık 2 kişi var:

-abi hoşgeldin ne içersin
+çay. (şaşırmadık)

Çaylar geldi, ben de içtim. buraya kadar her şey normal. çaylar bitti boş bardakları aldı götürdü çaycı. oturuyoruz hala. başka bi adam daldı odaya:

-abi hoşgeldin
+ooo hoşbulduk nasılsın
-iyiyim abi sağ ol. merhaba delikanlı.
+bu da benim küçük oğlan
-evet :)
(bi anda irkilir, kendinden geçer adam)
-abi yoksa çay söylemediler mi size???

Yok böyle bi dehşet ifadesi. “söylediler içtik” deyince önce bi rahatlama geldi sonra “bi tane daha için” diye tutturdu. dedim ki heralde bu adam deli, genelleme yapmadım. o odadan çıktık başka bir odaya girdik:

-hasan’cım biz geldik
+ooo abi hoşgeldiniz
-ismail’lere de uğradık eski dostlarımızı ziyarete geldik
+çay içtiniz mi abi orda? (ulan içtik. tanrılar şahidimiz olsun ki, kutsal kitaplar aşkına içtik)
-içtik sağol. 
+ben de söyleyeyim bi tane
-yok yok yeter.

Bu dakikadan itibaren iş konuşmaya başladı babam. ama adam bariz dinlemiyor bizimkini. kafa çayda kaldı çünkü. her yerde içti bende niye içmiyor tribine girdi. babam buna bir sürü teknik şey anlattı kafayı sallayıp sallayıp en son şöyle dedi:

+evet abi hallederiz onları kolay. sen ben hasan’ın çayını içmeyeceğim diyosun yani?

Babamın suratına baktım. tek bi hareketiyle adamın boynunu kırmaya hazırdım. vermedi o sinyali. hoşuna gitti onun da. içmedik orda çayı, bi odaya gittik imzaları orda atacağız. 20-30 tane imza atmışken çaycı geldi, iki tane çay bıraktı gitti. onu da içtik anasını satıyım. imzaları bitirdik tekrar o adamın odasına gittik:

-abi çaylar geldi mi ben yolladım :)

Ölür müsün öldürür müsün. burdan da çıktıktan sonra babam “bilmem ne beye de uğrayalım mı” dedi. dedim ben daha fazla çay içemicem binanın geri kalanına başka gün gel. bakanlar kurulu toplanırken ana gündem maddesi falan oluyor ya hani, devlet dairesinde onun karşılığı tam olarak çay. bakanlar kurulunda da çaydır belki orayı da bi gidip görmek lazım. diğer konuşacağın işler falan, onlar yan konular. o çayı içmeden adamlar iş konuşmuyorlar. neden geldiğin o çayı içene kadar önemli değil. o çayı içeceksin sonra ne derdin varsa anlatacaksın. devlet dairesinden çaycıyı çıkar yemin ediyorum sistem çöker.

-abi çay içer misin
+içerim lan hadi.

Çay gelmezse burda kalırlar. donarlar böyle, hareket etmezler. ondan sonra da devlet kurumları zarar ediyor falan diyorlar. hangi kurummuş o? kesin çaycı bi yerlerde bayılıp kalmıştır ya da işini savsaklıyordur yoksa koskoca devletin kurumu niye zarar etsin lan kafayı mı yediniz.

 jun misugi -  #35120841

Eğilince Göğüs Dekoltesini Kapayan Kız

Benim lan.


Ne yapsaydım, açılıyor diye daha da mı açsaydım? aman ne gerek var zaten görecekler diye üstsüz mü gezseydim? piyasada yakası derli toplu şeyler kalmış gibi konuşuyorsunuz. ‘modöm kopotocon göymö’ he sana soracaktım ne giyeceğimi! çok itici, kezban, klasik türk kızı diyen andavallar karşımızdakinin türk erkeği olduğunu (yani kendileri) unutuyorlar. ulan siz yaz gelse de bize malzeme çıksa diye bekleyen tiplersiniz sizin karşınızda bir de kontrol sağlamazsak ‘verecek niyetli’ dersiniz be, laf atmakla, bakmakla yetinmez başka şeylere kalkışırsınız. 

Susun da gidip sandaletin içine çorap giyin siz. 

Sabah sabah sinirimi zıplattınız yine.

 @12629690rapunzel

Tarihteki ilk Kadın

Tarihteki her kadın gibi giyecek hiçbir şeyi yoktu…

(bkz: giyecek hiçbir şeyim kalmamış sendromu)

 crown - #14054933

Hayata Dair İç Burkan Detaylar

Bir manavdan alısveris yaparken bir kadının tezgaha yaklaması ve “3 tane elma 3 tane portakal” istemesi manavın meyveleri hazırladıktan sonra “abla cok guzel napolyon kiraz geldi vereyim mi” demesi uzerine kadının yanında ki en fazla 4 yasında ki cocugu gostererek cocugum kirazın tadını hic bilmiyor alırsam hep ister demesi, etrafınızda yasanan hayatlara bakıp, yasamın bazılarına agzından keyif veren lezzetli bir lokma olarak girmesi, bazılarının ise kıcından yumruk olarak girdigini anlamak.

 

balim - #3877415

Kaç Basıyor Diye Camına el Dayanılan Arabalar

Benim küçüklüğümde sokağa yeni bir araba geldi mi “kaç basıyor lan bu?” denilip yanına gidilir ve cama el dayanarak arabanın kaç bastığı öğrenilirdi.

Babamın bir 90 model doğan slxı vardı o zamanlar. 98 yılıydı. her apartmanda taş çatlasa 3 araba olurdu ki arkadaşım enes lerin arabası kartal, samet lerin arabası ise opel astra ydı. o gün üçümüz birden dışarı çıkıp tek tek arabalarımızı yarıştırmıştık.

kaa: olum bizim araba 200 basıyor. kartaldan daha hızlı. doğan olum bu. bu arabayı araba yarışlarında en iyi araba olarak kullanıyorlarmış.
enes: hadi be sallama. bizim araba da 180 basıyor ama araba yarışlarında yok. 
samet: olum bizim araba bu apartmanın en iyi arabası. 220 basıyor olum. hepinizi geçer. babamın dediğine göre ışık hızıyla gidiyormuş olum.
kaa: vay be ışık hızı da ne ki? ışık hızı kaç basar 100 var mı?
samet: kaç basar bilmiyorum ama 100 e 3 saniyede çıkıyormuş.
kaa: turbo takıyorlardır olum, geçenlerde bizim emre abi var ya işte o serçeye turbo taktırmış serçe gerçekten uçuyo lan. ben nah bu gözlerle gördüm.

Böyle muhabbetler alır başını giderdi. gel zaman git zaman samet lerin opel astrasının altında iyice ezilmiştik.

Günlerden bir gün babam akşam eve gelince vişne çürüğü renkli doğan arabamız yerini gümüşifiat tempra ya bırakmıştı. hemen o akşam evin önüne çıkıp yeni arabamız olan tempra nın kaç bastığına baktım. gördüğüm manzara beni acayip şaşırtmıştı. her zamanki saat şeklindeki hız göstergesi bu arabada yoktu. neden yoktu lan acaba? o akşam sabaha kadar bunu düşündüm. sabah olduğunda evin önündeki yeni arabayı gören enes ve samet bizim evin kapısını çalıp şöyle dediler:

samet: ooo yeni araba almışsınız.
kaa: evet ya almış babam.
enes: araba güzel de ben daha çok rengini sevdim. gri rengi çok severim.
kaa: gri değil olum o gümüşi. yani grinin daha iyisi.
enes: farketmez olum sonuçta gri sayılır. gel hadi bakalım kaç basıyor diye.
kaa: tamam gidelim.

Arabanın yanına gidilir sabahın yedisinde. babam arabayı evin yanındaki boş arsaya parketmişti.
hemen gittik, kaç bastığına baktık.

samet: eee olum nerde yazıyor kaç bastığı.
enes: bu araba basmıyor lan ehehehehe.
kaa: ne basmaması sonsuz basıyor olum bu. o yüzden sınır koymamışlar.
samet: vayy be gerçekten sonsuz basıyor.
enes: bence de sonsuz basıyor. çok iyi araba olum bu.
kaa: ne sandınız bizim araba sonsuz basıyor eheheheh.

 

kendiniarayanadam  -  @12277096

Reblogged from nowandthan

(Kaynak: wasbella102)

---

“anlatılamayana gelince, susmak gerek”

Wittgenstein

Arthur Schopenhauer

“Hiçbir olay karşısında büyük sevinç ya da büyük üzüntü duymamalıdır; bunun bir nedeni, bu olayı her an yeniden biçimlendirebilecek olan tüm şeylerin değişebilirliğidir; bir başka nedeni de bizim için yararlı ya da zararlı şeyler hakkındaki yargımızın yanıltıcılığıdır; bu yanıltıcılık yüzünden hemen herkes bir defa, sonradan kendisi için çok iyi olduğu ortaya çıkan bir şeyden yakınmış ya da en büyük acıların kaynağı olacak bir şeye sevinmiştir.”

yaşam bilgeliği üzerine aforizmalar - schopenhauer

Nenemiz dedemiz bunu şöyle özetler idi; (bkz: her şerde bir hayır vardır)

#33758262 - pandayavrusu